“bütün yorgunluklarımızın kozmik yastığı olan evren…”
“intiharın mümkün olduğu tesellisi, soluksuz kaldığımız o mekanı sonsuz bir alana çevirir.”
“bir dogma için duyulan tutku, bir dogmanın içine yerleşme değilse nedir? bundan fanatizm doğar -insana işgörür olma, peygamberlik yapma ve terör zevkini veren temel kusur-, o lirik cüzzam aracılığıyla ruhlara bulaşır, boyun eğdirir; onları ezer ya da taşkınlaştırır.”
“saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir”
“bir inanç için acı çekmiş olandan daha tehlikeli varlık yoktur: en büyük zalimler, kafası kesilmemiş mazlumlardan ortaya çıkar.”
“her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar. vaaz verme çılgınlığı içimize öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: ne önerdiği önemli değildir. bir sesi vardır ya, o yeter. ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz.”
“içimizdeki peygamber, bizi kendi boşluğumuzda ihya eden deli tarafımızdır. ideal bir şekilde zihni açık, yani ideal bir şekilde normal insan, içindeki hiçlik’ten başka hiçbir şeye tutunmamalıdır.”
“dünyayla da yalnızca uyku sayesinde bütünleşen bir zihin”
“yanılmak, kandırılmış olarak yaşamak ve ölmek; insanların yaptığı budur.”
“hiçbir şeye dayanmadığı için, bir gerekçenin gölgesi bile bulunmadığı için, hayatta sebat ederiz. ölüm fazla kesindir; bütün sebepler onun tarafında bulunur. içgüdülerimize esrarengiz gelir; düşünüşümüzün önünde, berrak ve itibarsız bir halde, bilinmeyenin sahte cazibesi olmaksızın belirir.”
“doyasıya yaşanan her saplantı kendi aşırılıklarıyla kendini ortadan kaldırır.”

“kendinin bunaltının zevklerine kaptırmamış; düşüncelerinde, sönüp gitme tehlikesinin lezzetine bakmamış, zalim ve yumuşak yok oluşların tadını almamış kişideki ölüm saplantısı hiç iyileşmeyecektir: bunun ıstırabını çekecektir, çünkü buna direnmiş olacaktır; oysa bir dehşet disiplininde ustalaşmış kişi, kendi kokuşmuşluğu üzerine düşünerek kendini kararlılıkla kül haline getirmiş kişi, ölümün geçmişine doğru bakacaktır -kendisi de artık yaşayamayan bir dirilmişten başka bir şey olmayacaktır.”
“etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz… konuşanların sırrı yoktur. ve hepimiz konuşuruz. kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları, en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.”
“o zaman şiire doğru dönmemek elde mi? onun da, tıpkı hayat gibi, hiçbir şey kanıtlamama mazereti var.”
“mutsuzluk, soluk alan her şeyin dokusunu oluşturur; ama çeşitleri evrim geçirmiştir; her varlığı, böylesine ıstırap çeken ilk insan olduğuna inanmaya iten alt edilmez görünümlerin birbirini izlemesini sağlayan odur. tek olmaktan duyduğu gurur, insanı, kendi derdine aşık olmaya ve tahammül etmeye teşvik eder.”
“bazen bir şey içinde kendimizi unutmayı başarırız; ama dünya içinde kendimizi nasıl unutabiliriz? bu olanaksızlık o acının tanımıdır. bu acının yakaladığı kimse hiçbir zaman iyileşmeyecektir, evren tamamıyla değişse bile. değişmesi gereken yüreğidir, oysa yürek değişmez.”
“tabiatta bütün varlıkların kendi yerleri varken, insan, metafizik olarak başıboş dolaşan, hayatın içinde kaybolmuş, yaratılış içinde tuhaf kaçan bir yaratık olmayı sürdürmektedir.”
“-ruh ise, hayatın çevresinde, daima sadece kendisiyle ve boşluğun çağrısına cevap vermedeki güçsüzlüğüyle karşı karşıya kalarak gezinmektedir.”