İnsanın yolculuğu, her zaman meyvelerini toplayabilmek için aşkı anlama arayışımızla şekillenmiştir. Bu sürekli değişen anlayışı, kimi zaman nefes kesici güzellikteki tanımlarda yakaladık.
Günlüğüne hayranlıkla “Hiçbir şey gizemli değildir, hiçbir insan ilişkisi. Aşk dışında.” diye yazan Susan Sontag var.
Aşkın canlı özünü en unutulmaz monologlarından birinde yakalayan Tom Stoppard var.
Ve ömrü boyunca eşine yazdığı mektuplarda aşkı defalarca yeniden tanımlayan Vladimir Nabokov var.
Ama hiçbir ifade, Rainer Maria Rilke’nin klasik eseri Genç Bir Şaire Mektuplar’daki o pasajın aydınlık, şiirsel kesinliğini gölgeleyemez.
Henüz on dokuz yaşında bir öğrenci ve filizlenen bir şair olan Franz Xaver Kappus ile yaptığı yazışmalar, bize yalnızca Rilke’nin “soruları yaşamak” üzerine düşüncelerini değil, insan ruhunun olgunlaşma sürecini de sunar.
1904 yılının Mayıs ayında, genç dostuna yazdığı yedinci mektupta Rilke, sevmenin gerçek anlamı üzerine düşünür; gençliğe özgü aşkın kendine has armağanlarını ve yüklerini dile getirir.
Sevmek de iyidir; çünkü sevmek zordur.
Bir insanın bir başkasını sevmesi, belki de bütün görevlerimizin en güç olanıdır; son sınav, en büyük kanıt, bütün diğer çabaların yalnızca hazırlık olduğu bir iştir. Bu sebeple genç insanlar, her şeyde acemi oldukları gibi sevgide de acemidirler; onlar henüz sevmeyi bilmezler, bunu öğrenmek zorundadırlar.
Bütün varlıklarıyla, bütün güçleriyle — o yalnız, ürkek, yukarıya çarpan kalplerini koruyarak — sevmeyi öğrenmelidirler. Fakat öğrenmek, her zaman uzun ve içe dönük bir süreçtir. Bu yüzden, sevmek de, uzun bir süre boyunca, yaşamın derinlerine kadar uzanan bir yalnızlık anlamına gelir; seven için daha yoğun, daha derin bir yalnızlık.
Sevgi, başlangıçta bir birleşme, bir teslimiyet ya da başkasıyla kaynaşma değildir. Zira henüz olgunlaşmamış, tamamlanmamış iki varlığın birliği ne olabilir ki? Sevgi, insanı olgunlaşmaya çağırır; kendi içinde bir şey olmaya, bir dünya olmaya — hem kendisi için, hem de bir başkası uğruna bir dünya olmaya yöneltir. Sevgi, insandan çok şey isteyen büyük bir görevdir; onu seçen, onu derinliklere çağıran bir davettir.
Ancak bu anlamda, yani kendileri üzerinde çalışmak, kendi iç seslerini dinleyip kendilerini yoğurmak anlamında, genç insanlar onlara verilmiş olan sevgiyi yaşayabilirler. Çünkü birleşmek, teslim olmak, bütünüyle paylaşmak — henüz onların zamanı değildir. Bunlar, uzun bir birikimin ve olgunlaşmanın ardından gelen son şeylerdir; belki de insan ömrünün ancak güçlükle yettiği doruklardır.
